Etiket arşivi: Rehberlik

Çocuğun Dünyasına Yolculuk

cocugun dünyasına yolculuk

İSTEK Anaokulları tarafından Türkiye geneli ve İstanbul İlindeki tüm resmi ve özel okul öncesi öğretmenlerine, sınıf öğretmenlerine, psikolojik danışman/ rehber öğretmenlerine, ingilizce öğretmenlerine, idarecilere yönelik 12 Nisan 2014 Cumartesi günü Yeditepe Üniversite’nde 08:00-17:30 saatleri arasında konferans düzenlenecektir.

Konferansta, “Çocuklar için ebeveynlerin ve eğitimcilerin beklentileri ne kadar ortak? Erken çocukluk döneminde yabancı dil eğitiminde doğrular ve yanlışlar neler? Çocuklar için istediklerimizi, onlar ne kadar istiyor? Eğitimciler öğrenenlere nasıl ulaşır? Öğretmenler de öğrenir.” konularında uzmanlar görüşlerini paylaşacaklar.

Konferansın Teması: Anne, baba ve eğitimcilerin çocuğun dünyasına yolculuğu,

“Erken çocukluk döneminde öğrenim ve öğretim süreçlerini çocukların gözünden görebilmek.”

Konferans ile ilgili ayrıntılı bilgiye ve programa akışına ulaşmak için aşağıdaki bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.

http://www.istek.k12.tr/Duyurular.aspx?id=4152&deh_id=16533

Beğendiyseniz Lütfen Paylaşın:

Her Çocuğun Bir Kahramana İhtiyacı Vardır

Öğretmen Rita F. Pierson’un TED konuşması diğer bütün TED konuşmaları gibi gerçekten dikkate değer… Eğitimcilerin, öğrencilerin hayatlarına dokunması gerektiğinden, onların kendilerinin önemli hissetmelerini sağlamamızın en önemli işlerimizden biri olduğundan ve arada bir bağ oluşturmanın ne kadar önemli olduğundan bahsediyor.

 

Rita F. Pierson’un etkileyici konuşmasından alıntılar;

James Comer diyor ki; hiç bir dikkate değer öğrenme dikkate değer bir yakınlık olmadan oluşamaz. George Washington Carver diyor ki; bütün öğrenme ilişkileri anlamaktır. Bu salondaki herkes bir öğretmenden ya da bir yetişkinden etkilendi. Yıllardır öğretmenlik yapan insanları gözlemledim. En iyilerine şahit oldum ve çok kötüleri de gördüm.

Bir meslektaşım bir defasında şunu söyledi, “Bana çocukları sevmem için para vermiyorlar. Bana ders anlatmam için para veriyorlar. Çocuklar bunu öğrenmeliler. Ben öğretmeliyim. Onlar öğrenmeliler. Dava kapanmıştır.”

Ben de ona dedim ki: “Bilirsin, çocuklar sevmedikleri insanlardan bir şey öğrenmezler.”
Söylememe gerek bile yoktu. Bazıları bir ilişki kurmanın içinden ya geldiğini ya da gelmediğini düşünürler. Bence Stephen Covey haklıydı. İlk önce anlaşılmaya değil anlamaya çalışmak, özür dilemek gibi küçük basit şeyler ilave etmeniz gerektiğini söyledi. Bunu hiç düşünmüş müydünüz? Bir çocuktan özür dileyin, şoka girerler.

Bir keresinde oran-orantı öğretiyordum. Matematikle aram pek iyi değildir, ama üzerinde çalışıyordum. Ve geri dönüp öğretmen notlarına bakınca Bütün dersin yanlış olduğunu düşündüm.

Sonra ertesi gün derse gittim ve dedim ki, “Bakın çocuklar, özür dilemem gerekiyor. Bütün dersin yanlış öğretmişim. Özür dilerim.”

Onlar da, “Önemli değil Bayan Pierson. Çok heyecanlıydınız, biz de size bir şey söylemedik.”
Bir test yaptım, 20 soruluk. Bir öğrenci 18’ini yanlış yaptı. Sınav kağıdına “+2” yazdım ve büyük bir gülen surat koydum.

Öğrenci, “Bayan Pierson, bu F (zayıf) mı?”

“Evet.” dedim.

“O zaman neden gülen surat koydunuz?”

“Çünkü şanslı günündesin. İki doğrun var. Hepsini yanlış yapmamışsın.” dedim. “Tekrar gözden geçirirsek daha iyisini yapmaz mısın?”

“Evet efendim, daha iyisini yapabilirim.” dedi.

Gördünüz mü, “-18” bütün yaşam enerjinizi emiyor. “+2” “O kadar da kötü değil.” diyor.
Yıllar boyunca annemin teneffüste kontrol yaptığını, öğleden sonra veli ziyaretlerine gittiğini, masasının çekmecesine koyacak tarak, fırça ve yemek yemesi gereken öğrenciler için fıstık ezmesi, kraker ve çok iyi kokmayan öğrenciler için el bezi ve sabun satın aldığını gördüm. Bilirsiniz, kötü kokan çocuklara öğretmenlik yapmak zordur. Ve çocuklar acımasız olabilirler. Bu yüzden bunları masasında bulundururdu. Yıllar sonra, emekli olduktan sonra, o öğrencilerden bazılarının gelip “Biliyor musunuz Bayan Walker, hayatımı değiştirdiniz.” dediğini gördüm. Bana emek harcadınız. En dipteyken, öyle olmadığımı bilirken bile, önemli biriymişim gibi hissettirdiniz. Ve şimdi ne olduğumu görmenizi istiyorum.”

Ve annem iki yıl önce 92 yaşında öldüğünde, cenazesinde o kadar çok eski öğrencisi vardı ki, vefat ettiği için değil, geride asla kaybolmayacak bir bağ bıraktığı için gözlerim yaşardı.

 

 

 

Beğendiyseniz Lütfen Paylaşın:

Çocukları Geleceğe Fırlatmak

Öğretmenler ve anne-babalar çocukların eğitimi hakkında karar verirken var olan parametreleri kullanarak hareket ediyorlar. Oysa çocuklar henüz icat edilmemiş teknolojileri kullanacaklar, henüz var olmayan mesleklere sahip olacaklar, henüz inşa edilmemiş iş yerlerinde çalışacaklar. Onlar henüz adı bile bilinmeyen sorunlarla karşılaşacaklar. Bilgi her sene ikiye katlanacak ve her yıl bir önceki yıl öğrenilenler eskimiş olacak. Emekli olana kadar en az birkaç ‘meslek’ değiştirecekler. 2010 yılında en çok talep edilen 10 mesleğin 2004 yılında adı bile yoktu. Bugün Türkiye’de 50.000’den fazla makine mühendisi, alanları dışında işlerle uğraşıyor.

Çocuklar geleceğe fırlatılan füzeler gibidir. Ay’a fırlatılan füzeler fırlatma anında Ay’ın bulunduğu yere gönderilmez. Füze ulaştığında Ay nerede olacaksa oraya gönderilir. Çocukları geleceğe fırlatmak için biz öğretmenler ne yapmalıyız? “Eğer bugün, dün öğrettiğimiz gibi öğretiyorsak, çocuklarımızın geleceğinden çalıyoruz” diyor John Dewey. Siz dün öğrettiğiniz gibi öğretmeye devam ediyor musunuz?


Sizden gelenler 
SINIF MEVCUDUNUN BAŞARIYA ETKİSİ
Sınıflar çok kalabalık. Çocukları akşam olaysız evlerine gönderebilmeyi başarı sayıyoruz. Bu durumda bizden ne beklenebilir? 
Eğitim camiasında bulunmaya başladığımdan beri her zaman sınıfların kalabalıklığı şikâyet konusudur. Bugün Türkiye’de altmışa yakın ilde sınıf mevcutları 30 ve altında. Birkaç yıl içinde Türkiye Cumhuriyeti nicel sorunlarını halletmiş ve niteliğe yatırım yapacak hale gelmiş olacak. Eğer sorun sadece sınıfların kalabalıklığı olsa, bahsi geçen 60’a yakın ilde tüm sorunların çözülmüş olması beklenir. Kalabalık sınıflar ciddi bir sorun
ancak sınıf mevcudu 50 civarında olan sınıfların, mevcudu 30’larda olan sınıflardan daha başarılı olduğu durumlara da şahit oluyoruz. Kalabalık önemli bir sorun ama kök sorun değil. 2025 yılında ilk ve ortaöğretimdeki öğrenci sayımızın üç milyon civarında azalacağını düşündüğümüzde esas problemin, niteliği geliştirmek olduğu görülecektir.ÖĞRENCİLERİ KARŞILAŞTIRMA
İstemeden de olsa çocukları karşılaştırıyoruz. Bunu engellemek mümkün mü? 
Temel’in babası, oğlunun karnesini eline alıp zayıfları görünce, “Ula uşağım yuh sana! Atatürk senin yaşındayken tüm notları pekiyuydu” der. Bunun üzerine Temel alaycı bir gülümsemeyle cevap verir: “İyi de babacum, Atatürk senin yaşındayken de cumhurbaşkaniydu!” Beş parmağın beşi bir değil deyip, beşinden de aynı şeyi bekliyoruz. Karşılaştırma sürecinde başta evladımız olmak üzere hepimiz yıpranıyoruz. Bunu engellemek için “İyi not alırsan iyi çocuksun, kötü not alırsan kötü çocuksun” yaklaşımından kurtulmak şart. Çocuğun doğası üzerinde tefekkür etmek de yararlı olacaktır.Prof. Dr. Ziya Selçuk

Radikal Gazetesi

Beğendiyseniz Lütfen Paylaşın: