Etiket arşivi: ödev

Türkiye Fen ve Matematik Başarısında Nerede?

matematik
Fen ve Matematik alanında yapılan en kapsamlı araştırma olan TİMSS’e göre dünyada neredeyiz? Bu sorunun cevabını, New York Üniversitesi’nde (NYU) araştırma yöntemleri ve istatistik dersleri vermekte olan Doç. Dr. Selçuk Şirin’in twitter hesabı üzerinden paylaştığı bilgilerden alıntılarla sizlere aktarıyoruz.

 

(Görselleri büyütmek için, üzerine tıklayabilirsiniz.)

1

Türkiye hem matematik hem de fen alanlarında diğer ülkelere kıyaslandığında az sayıda bir öğrenci gurubuna ileri seviyede eğitim vermekte ama daha geniş bir gruba temel eğitim verememektedir.

Örneğin, 8.sınıf fen testinde öğrencilerimizin %8’ini ileri başarı seviyesinde eğitiyoruz (15. sıradayız!) ama toplamda öğrencilerimizin %21’i temel seviyeyi yakalayamıyor.

2

Öğrenme motivasyonu bakımından dünyada ilk sıradayız. Fen-Matematik’te 2. ligde olmamızın sebebi öğrenciler değil.

TiMMS öğrenci motivasyonunu 5 değişik alanda detaylı bir şekilde ölçüyor. TiMMS sıralamalarında yalnızca bu alanda 1.sıradayız.

3

Ödevleri artırmak, fen ve matematik başarısını yükseltir mi?

Türkiye en çok ödev veren ülkelerden. Ama ödevler arttıkça fen-matematikte başarı azalıyor!

8.Sınıf fen bilgisi derslerinde verilen ev ödevleri yoğunluğunda 5.sıradayız. Türkiye’de haftada 3+saat ödev yapan öğrenciler haftada 45 dakika ödev yapan öğrencilerden daha başarısız.

4

Derslerde kişi başına düşen bilgisayar sayısını arttırmak fen ve matematik başarısını yükseltmıyor!

TiMMSS 2011 raporundan: “Okulda öğrenme amaçlı bilgisayarların sayısı ile matematik ve fen başarısı arasında bir bağ yok.”

Daha fazla bilgisayar kullanan okullar ve ülkeler diğerlerinden başarılı değil.

G.Kore ve Singapur’da kişi başında düşen bilgisayar sayısı arttıkça matematik başarısında düşüş var!

5

 

 

Araştırma Sonucu: Ev Ödevleri Zaman Kaybı

Bilimsel araştırmalara göre; ev ödevinin öğrencilerin derecesine ya da başarısına bir katkısı yok.

ABD’de Virginia Üniversitesi’ndeki bilim adamları ülke çapında 18 bin öğrenci üzerinde yaptıkları araştırmada, ev ödevlerinin öğrencilerin daha iyi dereceler elde etmesine bir katkısının olmadığını belirledi.

Üniversitede eğitim bilimi profesörü olan ve araştırmaya liderlik eden Robert Tai,  “Öğrencilerin ev ödevlerine daha fazla zaman ayırdıkça daha iyi dereceler ve skorlar elde ettikleri net değil” dedi. Araştırmada ev ödevlerinin bir tek matematikte faydalı netice verdiği belirlendi. Profesör Tai, “Yarım saat matematik ev ödevi yapan öğrencilerin daha iyi neticeler aldıkları ortaya çıktı” dedi.

Araştırmalarının ev ödevi konusunda öğretmenler ve okul yönetimleri için uyarıcı olması gerektiğini belirten Tai, “Öğretmenlerin ev ödevi verirken niçin ev ödevi verdiklerini ve bunun ne işe yarayacağını daha iyi düşünmeleri gerekiyor” dedi.

Öğrencilerin performansları için derslere katılma ve dikkatin çok önemli olduğunu ifade eden Profesör Tai, “Daha fazla ev ödevi daha iyi değildir” şeklinde konuştu.

Emin Arvas
29 Kasım 2012 Perşembe
http://www.turkiyegazetesi.com/haberdetay.aspx?NewsID=28504#.ULtPje8bIis

Ödev Çilesi

Türkiye Gazetesi’nde köşe yazıları yazan Mustafa Selçuk, makalelerinde zaman zaman eğitim konularına da yer vermekte, eğitimdeki bazı hassas noktalara parmak basmakta, farklı bir bakış açısıyla konulara yaklaşmaktadır. Aşağıda, Mustafa Selçuk’un, 15 ve 28 Eylül 2012 tarihlerinde yazdığı makalelerinde yer verdiği fikirleri yer almaktadır. Bu makaleleri sizlerle paylaşıyor, yorumları sizlere bırakıyoruz.

15 Eylül 2012 Cumartesi

Eğitimde kentsel dönüşüm

Okullar açılıyor.
Milyonlarca çocuk ve genç -aralarında oğlum da var- ‘Milli Eğitim’ denilen devasa torna-tesviye tezgâhından geçmek için okullara doluşacaklar.
Bir veli olarak mutlu muyum?
Değilim, hiç değilim.
Özü, ruhu, ideolojik referansları, uygulama biçimleri değişmeyen toptancı bir öğretim sisteminde yıllarını geçirecek bir çocuğun babası olarak mutlu olacak bir sebep de göremiyorum.
Bakanlık -tabii ki iyi niyetle- ders saatlerini artırıyor, teneffüsleri 5 dakikaya indiriyor, okula başlama yaşını düşürüyor, mecburi eğitimi 12 yıla çıkarıyor.
Lakin bunların hepsi, çocuğun ‘sistemin’ içinde daha uzun süre kalmasını, daha çok ‘eğitime maruz bırakılmasını’ sağlıyor, o kadar…
Bu ülkenin 80 yıldır nesillerinin içinden geçtiği sistemin…
Yapısal problemleri olan binaları kentsel dönüşüm ile yıkıp yeniden yapacaklar.
Onların rehabilitasyonu, tadilatı için filan uğraşmayacaklar; zira bu çözüm değil..
Eğitim sistemi için de aynı dönüşüm süreci düşünülemez mi?
Tadilat, sorunlu ve verimsiz bir yapıyı bir süre daha ayakta tutmaktan başka neye yarayacak?

 

28 Eylül 2012 Cuma

 Ödev çilesi 

‘Eğitim sistemine taktın kafayı’ diyeceksiniz belki…
Lakin, sabahın köründe okula gidip, okulda 8 saat ‘eğitildikten’ sonra akşam eve gelip bitap halde ödev başına oturan çocukları gördükçe siz üzülmüyor musunuz?
Neymiş efendim, çocuk o gün öğrendiklerini talim etmeliymiş ki, pekişsin!
Sizin 8 saat okulda pekiştiremediğinizi, o çocuğun yorgun ve yılgın halde yaptığı ödev pekiştirecek, öyle mi?
Gelin kabaca bir hesap yapalım:
Çocuk okulda 7-8 saat geçiriyor.
Gidiş-geliş, hazırlanma için de 2 saat koyalım: 9-10 saat.
Bu çocuğun gelişimi için 10 saat uyuması lazım diyen de sizsiniz.
Gün 24 saat, geriye kaldı 4-5 saat…
Çocuk bu 4-5 saatte yemek yiyecek, oyun oynayacak, ailesiyle zaman geçirecek.
Ve ödev yapacak.
Bu durum normal ise, siz çocukları ödev hamalı yapmaya devam edin.
Okul yaşı geriye çekildi, ders saatleri artırıldı, tatil süreleri kısaltıldı.
‘Sistemde’ kalış süresi uzatıldı yani…
Hiç olmazsa çocuğun okul dışı saatlerinden elinizi çekin.

Gerçek Eğitim Böyle Olur

Ben öğrencileri ikiye ayırıyorum: ders için çalışanlar ve gerçek hayat için çalışanlar.

Aynı şekilde eğitimcileri de ikiye ayırıyorum: ders için öğretenler ve gerçek hayat için öğretenler.

Çocukların yaptıkları ödevlere bakın, gerçek hayatla uzaktan yakından ilgisi yok.

Çocukları tek yaptığı internette gereksiz araştırmalar.

Zaten çoğu ödevi de veliler yapıyor.

Okullardaki her ders, her proje ve her ödev gerçek hayattaki bir problemi çözmeli.

Bunun için öğrenme şu şekilde baştan tasarlanmalı.



Ödev çocuk için anlamlı olmalı

Yaz tatili dönüşlerinde Türkçe öğretmenlerimiz tatilde ne yaptığımızı yazdırırdı.

Neden yazayım?

Üniversiteler de dahil İngilizce öğretmenleri sürekli boşluk doldurtturur. ‘Fill in the blanks’ sendromu.

Neden doldurayım?

Biyoloji dersinde öğretmenler kasaptan ciğer getirin, derdi.

Neden getireyim?

Ciğerin benim için tek anlamı, tadı.

Çocuk her dersi, ödevi ve projeyi sahiplenmeli. Bunun için de ödevi anlamlı bulmalı.

Bakın! Bütün vakıflar, vakfın amacını anlamlı bulan kişiler tarafından kurulmuştur.

Kanserliler ile ilgili vakıflar kanseri yaşamış kişiler veya görme engelliler ile ilgili vakıfları görme engelliler kurmuştur. Projeler de bu şekilde hayat bulmalı.

Ödevin tek doğru yanıtı veya çözümü olmamalı

Orta okulda fen derslerinde deney yapardık. Öğretmen ne yapacağımız tek tek söylerdi. Biz de yapardık. Sonra da “Herkesin balonu şişti mi?” diye sorardı.

Evet “Şişti” derdik. “İşte genleşme bu” derdi. Sonuç belli. Yol belli.

Gerçek hayat böyle değil. Tek doğru yok.

Çocuklar ne yapıyorsa sonucu bilmeden yapmalı. Kendi soruları olmalı ve sorularına yanıt bulmak için deney ve proje tasarlamalı.
“Burada yapılmışı var” sendorumundan kurtarmalıyız eğitimi.

O alanın uzmanları tarafından kullanılan yöntemler kullanılmalı

Çocuklar projeleri ve ödevleri internetten araştırma yaparak yapmamalı. Hiç bir tarihçi, biyolog ya da kimyacı böyle yapmaz.
Kendi yöntemleri vardır.
Tarihçi birincil kaynakları inceler.
Biyolog ve kimyacı kendi deneyini tasarlar.
Çocuklar da bu şekilde eğitim görmeli.

Gerçek bir ürün çıkmalı

Düşünün ki bir reklamcıya gidiyorsunuz, reklamcı, “Ben çok iyiyim” diyor.
“Yaptığınız bir kaç reklam gösterir misiniz?” diyorsunuz. O da “Ben reklamla ilgili her şeyi biliyorum. İsterseniz sorun ama hiç reklam yapmadım” diyor.
Bir cerrah “Ben hiç ameliyat yapmadım” diyor.
Ne düşünürsünüz? İşte okullardaki eğitim de aynen böyle.
Çocuklar çok şey biliyor, ama bilgileri ile hiç bir şey yapamıyor.

Ürünün gerçek bir alıcısı olmalı

İşte asıl can alıcı nokta bu. Çocuğun yaptığı her ürünün bir alıcısı ya da kullanıcısı olmalı.
Reklamcı size “100 tane reklam yaptım” diyor. Siz de “”Ohh süper. Hangi reklamlar?” diye soruyorsunuz.
Reklamcı da “ama kimse almadı” diyor.
Bir gazateci “Biz gazete çıkartıyoruz” diyor. Siz de “Tirajı kaç?” diye soruyorsunuz.
“Aaaa hiç satamadım” diyor.
Bu nasıl kabul görmüyorsa, çocukların yaptığı ama alıcısı ya da kullanıcısı olmayan ürünlerin de bir anlamı yok.
Ancak eğitim bu şekilde tasarlanırsa, o zaman gerçek öğrenme gerçekleşir.
O zaman 21. Yüzyıl için hazır oluruz.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/17482512.asp