Kategori arşivi: EĞİTİM DÜNYASI

Çocuklarımızı Ölümüne Besliyoruz!

2007 EG Konferansı’nda, “bayan öğle yemeği isyancısı” Ann Cooper çocukların okulda yemek yeme tarzıyla ilgili yaklaşan devrim hakkında konuşuyor — yerel, sürdürülebilen, mevsimlik ve hatta eğitici gıda.

4034568544_2a9a7b7696

Aşağıda, Ann Cooper’ın konuşmasından kesitler de mevcut. Videoyu izlemeye zaman ayıramayacağını düşünenler, en azından alıntılara bir göz atabilir. 😉

Çocukların yemek ile olan ilişkisini gerçekten nasıl değiştirebiliriz? Ve bunu neden değiştirmemiz gerektiğini size anlatacağım, fakat mutlaka bunu değiştirmeliyiz. Ve şimdi anlıyorum ki, çocuklara sağlıklı gezegen, sağlıklı gıda ve sağlıklı çocuklar arasındaki ortak yaşam ilişkisini öğretmeliydik. Ve bunu yapmazsak, karşı tez – aksini duymuş olsak da – neslimizin gerçekten tükeneceğidir, çünkü çocuklarımızı ölümüne besliyoruz.

Bu konular ve çocukların yediklerini nasıl değiştirebileceğim hakkında düşünmeye başladığımda aslında onlara ne öğreteceğimize odaklanmaya başladım. Ve ilk şey bölgesel besinler hakkındaydı – bizim bölgemizden olan besinleri yemeye çalışmak. Ve şüphesiz, fosil yakıt kullanımı böyleyken, ya da fosil yakıtlar tükenirken petrol kullanımı zirvedeyken, petrol- biliyorsunuz, gerçekten düşünmeye başlamalıyız gıdayı yemeden önce 1,500 mil (2,400 km) taşıyabilir miyiz, taşımalı mıyız, taşımamalı mıyız ? Sonra çocuklarla bunun hakkında konuştuk, ve gerçekten çocuklarımızı bölgesel besinlerle beslemeye başladık.

Ve sonra organik gıdalardan bahsediyoruz. Şu an çoğu okul bölgesinin organik gıda almaya maddi gücü gerçekten yetmiyor, ama biz, ulus olarak kimyasal maddelere boğulmamış besinleri tüketmeyi, yetiştirmeyi ve onlarla çocuklarımızı beslemeyi düşünmeye başlamak zorundayız. Çocuklarımızı böcek ilaçlarıyla, bitki öldürücülerle, antibiyotiklerle ve hormonlarla beslemeyi sürdüremeyiz. Bunu yapmayı sürdüremeyiz. Biliyorsunuz ki bu işe yaramıyor. Ve bunun sonuçları çocukların hastalanmasıdır.

fast-food-piccie1

Çocuklar ve gıdayla ilgili tüm bu örneklemi gerçekten değiştirmemiz gerekiyor. Çocuklara tavuğun zürafa olmadığını gerçekten öğretmeliyiz. Sebzeler aslında renklidir – onların tadları var, havuçlar toprakta yetişir, çilekler toprakta yetişir. Bir çilek ağacı ya da havuç çalısı yok. Evet, çocuklara bütün bunlar hakkındaki öğretme tarzımızı değiştirmek zorundayız. Yapabileceğimiz çok şey var. Çiftlikten okula programını uygulayan birçok okul var. Okullarına gerçekten taze gıda getiren birçok okul var.

Beğendiyseniz Lütfen Paylaşın:

İçe Dönüklerin Gücü

Sosyal olmanın ve dışa dönüklüğün her şeyden önemli olduğu bir kültürde, içe dönük olmak zor, hatta utanç verici olabilir. Ancak, Susan Cain bu tutkulu konuşmada, içe dönüklerin dünyaya olağanüstü yeteneklerini göstermeleri gerektiğini ve cesaretlendirilip takdir edilmeleri gerektiğini savunuyor.

introvert
Susan Cain’in konuşmasından kesitler;

“Günümüzdeki tipik bir sınıfı düşünürseniz: Ben okula giderken, sıralarda otururduk. Sıra sıra dizilmiş sandalyelerde oturur ve işimizin büyük kısmını kendi kendimize yapardık. Ancak bugünlerde tipik bir sınıfa bakarsanız sıraların toplu olarak dizildiğini görürsünüz, birbirlerine bakan dört beş altı yedi çocuk. Ve çocuklar sayısız grup çalışmaları yapıyorlar. Matematik ve kompozisyon gibi yalnız başına düşünme gerektireceğini düşündüğünüz konularda bile çocukların komite üyeleri gibi davranmaları bekleniyor. Kendi başına çalışmak isteyen çocuklar da çoğunlukla çıkıntı hatta daha kötüsü problemli olarak görülüyor. Ve öğretmenlerin büyük çoğunluğu ideal öğrencinin içe dönük değil, dışa dönük olduğunu söylüyor, araştırmaya göre içe dönüklerin notlarının daha iyi olmasına ve daha bilgili olmalarına rağmen.”

“Çocuklara birlikte çalışmayı tabii ki öğretmeliyiz, ancak kendi başlarına çalışmayı da öğretmeliyiz. Bu dışa dönük çocuklar için de geçerli. Kendi başlarına çalışabilmeliler çünkü derin düşüncelere o şekilde ulaşabilirler.”

Video;

Beğendiyseniz Lütfen Paylaşın:

İnternet, Sosyal Medya, Gelecek ve Eğitime Yansımaları

Gençlerin internet ve sosyal medyaya düşkünlükleri ile bu bağımlılığın eğitime etkileri Kadir Has Üniversitesi’nde 10 Nisan 2013 Çarşamba günü düzenlenen ‘İnternet, Sosyal Medya, Gelecek ve Eğitime Yansımaları’ başlıklı sempozyum ve panelde tartışıldı.

Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampüsünde gerçekleştirilen ‘İnternet, Sosyal Medya, Gelecek ve Eğitime Yansımaları’ başlıklı etkinliğe 300’e yakın eğitimci, rehber öğretmen, yönetici ve yurt içi üniversite danışmanı katıldı.

İnternet, Sosyal Medya, Gelecek ve Eğitime Yansımaları’ sempozyumunun son bölümünde yer alan panelde Kadir Has Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Aydın, Psikiyatrist Prof. Dr. Kemal Sayar ve Sabah Gazetesi Köşe Yazarı Şeref Oğuz; Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Oktay Aydın’ın moderatörlüğünde  teknoloji, eğitim ve sosyal medya konularını tartıştılar.

“Sosyal medyada gençlere güvenin”

sosyalmedya

Prof Dr. Mustafa Aydın, internetin ve gelişen sosyal medyanın en önemli işlevinin bilginin eşit erişimini sağlamak olduğunun altını çizdi, “İnternet ve gelişen teknoloji, daha demokratik toplumlar oluşturuyor. Artık baskı altına alma ya da sınırlamalar koymak bilgiye erişmeyi ve toplumsal harekete geçmeyi engellemiyor. Diktatörlüklerin azalmasının en önemli nedeni de bu.” dedi.

Teknoloji ve sosyal medya konusunda gençlere bir şey öğretilmediğini ancak gençlerin bilgisine yetişmek için üniversitelerdeki akademik kadroların kendisini geliştirmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Aydın, “Sosyal medya ve internetten korkmamak gerekiyor. Bu anlamda gençlere güvenmek ve onların ifadelerini dikkate almak durumundayız.” dedi.

Farklı coğrafyalarda yaşayan, farklı gelir gruplarına sahip toplumların bile teknoloji sayesinde aynı bilgiye ulaşmaya başladıklarını, bunun da toplumların daha özgür ve gelişebilen bireyler ortaya çıkardığını kaydeden Prof. Dr. Aydın, artık yasak kavramını genç nesile nedenini anlatarak uygulatılabileceğini belirtti. Gelişen bu bilgi ve teknoloji çağında üniversitelerin de kendilerini yeni bir bakış açısına sokmaları gerektiğini belirten Prof. Dr. Aydın, “Üniversiteler artık birey odaklı olmalı. Konsensus temelli ve bireye odak alan eğitim sistemi gerekmekte.” dedi.

Psikiyatrist Prof. Dr. Kemal Sayar da sosyal medya ve internetin gençler ve toplumlar üzerindeki cesaret ve yalnızlaştırma temelli iki ayrı özelliğinin etkilerini anlattı.

“Akıllı Tahta Değil, Akıllı Hoca gerekiyor”

Sabah Gazetesi Yazarı Şeref Oğuz ise gelişen teknoloji ve eğitim alanındaki sorunların altını çizdi. Teknolojinin Türkiye’ye çağ atlatacağı inancı ile 1980’lerde başlayan hareket sonucunda sektörün uçup gittiğini, ancak Türkiye’nin yerinde saydığını belirten Oğuz, özellikle eğitim sisteminde araştırma olmadan, internet üzerinden kopyala-yapıştır mantığı ile bilgiye dokunmayan nesillerin yetiştiğini söyledi. Oğuz, “Bu sistemde bilgiye dokunmayan öğrenciler hiçbir şey öğrenmeden yetişiyor. Akıllı tahta sistemi bile yetersiz, eğer öğretmenleri bu teknolojiye uygun hale getirmezseniz hiçbir sonuç vermiyor. Bize akıllı tahta değil, akıllı hoca gerekiyor.” dedi.

Sempozyumda,  “Ergenler ve Teknoloji Kullanımı/Bağımlılığı” konulu konuşma yapan Prof. Dr. Falih Köksal, yeni gelişen dünyamızda, SBS ve LYS gibi yalnızca sınava dayalı sistemde performans ile takdir gören çocuğun kendi benliğinden uzaklaşıp, beklentiler üzerine kurgulanan bir kişilik oluşturmaya çalıştığını, bunun da travmatik bir nesil oluşturduğunu belirtti. Ayrıca Köksal, “Teknoloji ile de yalnızlaşan gençler, bu sistemde ancak sevgi ile sağlıklı bir hale gelebilirler.” dedi.

Kaynak: EĞİTİMAJANSI

 

Beğendiyseniz Lütfen Paylaşın: