Tuğba Özkan tarafından yazılmış tüm yazılar

İngiliz Dili ve Edebiyatı Mezunu, Filolog, Editör, Çevirmen, Yurt dışında “American Curriculum of Writing ve Differentiated Learning Environment ” üzerine uzmanlanmış ve çeşitli milliyetlerden öğrencilerin olduğu okullarda çalışma fırsatı bulmuş, yenilikçi bir ingilizce öğretmeni..
#visiblethinkingroutines #differentiation #OneNote #farklilastirilmisegitim #innovation

Modern Sınıflarda Öğrenme ve Öğretim

Eğitim denince akla milyonlarca yeni kelimenin geldiği bir çağda yaşıyoruz. Biz eskiyi de, yeniyi de görmüş bir nesil olarak çok şanslıyız ama acaba bunca eğitimci yıllarca bu yeni terimlerden bihaber yaşayarak nasıl verimli olabildi ya da çok mu şey kaybetti? Kafalarda hep aynı sorular. Biz bunları bilmeyen öğretmenler tarafından yetiştirildik ve bunları bilen öğretmenler olarak yeni nesilde neyi değiştirebiliriz?

Modern Sınıflarda Öğrenme ve Öğretim yazısına devam et

Beğendiyseniz Lütfen Paylaşın:

Beyin Jimnastiği Furyası; Tüm Bu Propagandalara İnanmalı Mıyız?

Yaptığımız her şey beynimizi etkiler. Şu makaleyi okuduğunuz sırada bile beyninizde bir değişim gerçekleşmektedir. Şu an her nerede olursanız olun, okuduğunuz bu kelimeler beyninizde bir noktaya dokunacak ve kafanızın içindeki nöronlar birbirleriyle etkileşime geçmeye başlayacak. Kulağa biraz ürkütücü gelse de, nöroplastisite denilen bu süreç, beynin gelişimi, eski bilgilerin saklanması ve yeni becerilerin edinimi için en önemli unsurdur.

Bu sürecin kontrolünü ele geçirebileceğinizi bir düşünsenize. Eğer kendimize çeşitli kazanımları hedef koyar ve algı sürecine müdahale etmeyi başarabilirsek, o zaman beynimizin çok daha iyi çalışmasına yardım etmiş oluruz. Çeşitli puzzlerla, örüntülerle veya değişik şekillerin bir araya gelmesiyle oluşturulan ve beyin jimnastiği yaptırdığını iddia eden bu uygulamalarla insanlar hafızalarını güçlendirmeyi, zor olan bir görevde daha kolay odaklanabilmeyi ve beyinlerini istedikleri gibi idare edebilmeyi hedeflemektedir. Bu beyin jimnastiği uygulamaları da tüm bu beklentilerin sonucu olarak bugün “business” dediğimiz tam bir iş koluna hatta ticarete dönüşmüş ve çeşitli firmalar bu işten milyonlarca dolar para kazanmıştır. Örneğin “Elevate” dediğimiz bir online uygulamanın bugün sınırsız aboneliği 149 dolar gibi bir rakamdır. Eğer tüm bu uygulamalar söylenildiği gibi gerçekten beynimize direk olarak etki etse ve sınav dönemlerimizde bize yardım etse gerçekten harika olmaz mıydı? Tüm bunlar bir yana, bilimsel araştırmalar acaba bu uygulamalarla ilgili ne söylemektedir?

Beyin egzersizleri mikroskop altında

Asıl soru bizim bu nöron transferlerinin etkilerini gözle görüp göremeyeceğimiz, ya da bu oyunlardaki beyin gelişiminin tamamen oyunun kendisine bağlı olup olmayışı. Mesela şu bir gerçek ki, bir hafıza oyununu saatlerce, hatta gün be gün oynamaya devam ettiğinizde, oyunda gitgide daha iyi olmaya başlarsınız. Bu sizin için bir nöroplastitite olabilir fakat tek bir oyunda uzmanlaşmak, gerçek anlamda bir beyin jimnastiği ya da başarı sayılamaz. 2010 yılında bir takım lideri ve Cambridge araştırmacısı olan Adrian Owen bu soruya cevap vermeye çalışmıştı. Altı hafta süren ve 11.500 kişinin katılımıyla gerçekleşen büyük bir online çalışma sonucunda, değişik beyin egzersizlerini denemekle görevlendirilmiş insanlarla bu sorulara cevap bulmaya çalışmıştı ve bu uygulama günde minimum 10 dakika olacak şekilde haftada en az 3 kez tekrar ettirildi. Bu deneyle, beyin jimnastiği uygulamalarının başarılı olduklarını iddia ettiği algı yetileri ile ilgili, planlamadan problem çözme yeteneğine, kısa süreli hafızadan matematik becerilerine kadar bir sürü farklı alanda gözlem yapılmaya çalışıldı. Ölçme ve değerlendirme bölümü, farklı farklı görevlerle aynı yeteneklerin gelişimini izlemeyi hedefledi. “Eğer söylenildiği gibi bu uygulamalar gerçekten bu kadar etkili ve başarılıysa, bu deneklerin 6 hafta içerisinde bilişsel zekâ yönünden gözle görülür bir ilerleme kaydetmesi gerekir” diye düşünen ve buradan yola çıkarak başlanan bu deneyde Owen’ın takımı bunun hiç de böyle olmadığını saptadı. Hatta tam aksini tecrübe ettiler. Katılımcıların bazı egzersizlerde ilerleme kaydetmiş olmalarına rağmen, beyinde gerçekleşmesi beklenen bu nöron transferlerinin gerçekleşmediğini ve beyin faaliyetlerinde bir değişim olmadığını gözlemlediler. Yani başka bir deyişle, bu beyin jimnastiği uygulamalarının aslında hiçbir işe yaramadığı kanıtlanmış oldu.
Farklı yaş gruplarında farklı bulgular

Hiçbir zaman psikolojinin de içinde olduğu hiçbir şeyde hikaye bu kadar basit değildir. 60 yaş ve üstü yetişkin gruplarında çok az bir çalışma beyin egzersizlerinin umut vadedici olabileceğini gösterir. 2013 yılında Amerikalı bir nörobilim uzmanı olan Adam Gazzaley bir grup yetişkinle, onlara NeuroRacer adlı bir oyunu oynatarak bir çalışma yaptı ve bu yetişkinler haftada 3 kez birer saat olacak şekilde bu oyunu oynadılar. Oyunda oyuncuların yapması gereken şey, belirli bir noktaya ya da cisme (mesela yeşil bir halkaya) odaklanarak, arabayı yolun ortasında hizada tutmaya çalışmaktı. Çoklu görev içeren bir oyundu kısacası. Oyuncular bu oyunda çok iyi bir skor yapmakla kalmadı, aynı zamanda dikkat ve hafıza konularında da ilerleme gösterdi. Yani bilişsel becerileri direkt olarak sadece oyunun kendisiyle eğitilmedi, başka etkenler de işin içine katıldı.

Farklı oyunlar, farklı etkiler

Farklı yaş gruplarında farklı etkiler görüldüğü gibi, farklı oyunlarda da farklı etkiler görüldü. Dahası, NeuroRacer gibi etki gösteren bazı oyunların bu uygulamalardan daha başarılı oluşu, akıllara şu soruyu getirdi; Bu tipik hazır video oyunlarının beyin jimnastiği yapmakla gerçekten bir ilişkisi olabilir mi? Bunu doğrulayacak bazı bulgular ortaya çıkarıldı. Adam Hampshire tarafından yayımlanan bir araştırmada, bilgisayar oyunları oynayan çalışan kesimden bir grup meslektaşının kısa süreli hafızasının ve görev yönetimi kabiliyetinin ilerleme gösterdiği gözlemlendi. Bundan yola çıkarak Florida State Üniversitesinde yapılan bir araştırmada bilgisayar oyunu oynayan insanların, Lumosity gibi beyin jimnastiği uygulamaları kullananlardan çok daha etkin bir hafızaya sahip oldukları ve problem çözme ve bilişsel yeteneklerinin daha iyi oldukları görüldü. Bunun tam aksine beyin jimnastiği uygulamaları kullananların hiçbir ilerleme kaydedemediği de dikkat çekti.

Yani beyin jimnastiği uygulamaları işe yarar mı?

Kısacası şuan bu uygulamaların, sağlıklı bireylerin beyin gelişimine yararlı olduğunu kanıtlayacak yeterince bulgu olmadığını söyleyebiliriz. Bu uygulamalardan herhangi birini indirip oynamaya başlarsanız, muhtemelen beyninizi geliştirmek yerine, oyunun kendisinde gitgide başarılı olacaksınız. Bu da şu demektir ki, bu uygulamaları piyasaya süren insanların yaptıkları iddialarda çok daha dikkatli ve dürüst olması gerekir. Geçtiğimiz Ocak ayında Lumosity denen oyunun tam bir başarısızlık örneği olduğu ortaya çıktı ve sahte iddia ortaya atmak ve insanları kandırmaktan milyon dolarlık tazminat cezasına çarptırıldı.
Nörobilimciler de aynı doğrultuda bu uygulamalara şüpheci yaklaştı ve yaklaşık 70 nörobilimci bir araya gelip bu beyin egzersizi yaptırdığını iddia eden oyunların aslında gerçekten faydalı olduğuna dair hiçbir kanıt olmadığını belirtip, konuyla ilgili imza topladılar. Yani kısacası, hiçbir uygulama yoktur ki hızlıca beynimizin daha etkili ve iyi çalışmasını sağlasın. Paranızı bunlara harcamak yerine, standart bir bilgisayar oyunu oynasanız bile aynı hatta daha iyi bir etki gözlemleyebilirsiniz.

http://www.theguardian.com/education/2016/mar/19/brain-training-should-you-believe-the-hype?CMP=share_btn_tw

From The Guardian natalie.gil.casual@theguardian.com

Tuğba ÖZKAN

Beğendiyseniz Lütfen Paylaşın:

Kullanıcı Sayısını Yüzde Bin Arttıran Kütüphane Bunu Nasıl Başarmış Olabilir?

Değişen öğrenci profiline ve talebe göre her yıl kendilerini yenileyen ve öğrenciler için birer “sen de yap” dediğimiz makerspace atölyesi haline gelen kütüphaneleri hepiniz duymuşsunuzdur. Fakat Ohio Kütüphanesi tamamen farklı bir yaklaşımda bulunarak inanılmaz sonuçlara imza atıyor.

Geçen yıl Big Walnut Middle School, Ohio da bazı günler kütüphaneyi ziyaret eden öğrenci sayısının on kişiden az olduğu gözlemlendi. Tıpkı diğer okullardaki öğrenci ve öğretmenler gibi, bu okuldaki öğrenciler de birçok bilgiye tabletlerinden, telefonlarından veya interaktif tahtalarından kolayca ulaşabildiler ve bu durum kütüphaneye olan ihtiyacı ortadan kaldırdı (ya da kaldırmış gibi göründü). Bazı kütüphaneler bu durumu ortadan kaldırmak için format değiştirdi ve makerspace dediğimiz “kendin yap” atölyesi haline döndüler. Makerspace dediğimizde aklımıza gelen 3d yazıcılar, büyük lego maketler, bilgisayarlar, tabletler vb. kütüphanelerde yerlerini aldı ve öğrenciler kendi ürettikleri şeyleri görme fırsatı buldular. Fakat Big Walnut’ın okul müdürü Penny Sturtevant kütüphanelerle ilgili farklı bir vizyona sahipti. Kütüphanelerin makerspace olmasından ziyade, öğrencilerin daha çok kişileştirilmiş öğrenmeye teşvik edilmesi gerektiğini düşünüyordu. Bu yüzden de, kütüphanelerdeki ortak alanların daha verimli değerlendirilmesi için yeni bir fikirle ortaya çıktı.

http://www.dispatch.com/content/graphics/2015/10/06/trickedout-art0-ggr13p2g1-1trickedout-6-jpg.jpg
http://www.dispatch.com/content/graphics/2015/10/06/trickedout-art0-ggr13p2g1-1trickedout-6-jpg.jpg

Boş Alanları Düzenleme

Kütüphanedeki boş alan düzenlemesine başlamadan önce Sturtevant’ın ilk yaptığı şey süpürmek oldu. Evet, yanlış duymadınız, süpürmek. Tabii ki bu eline elektrik süpürgesi alıp her yeri vakumladı anlamında değil. Ortalık yerde ne var ne yoksa kaldırttı ve tüm kitapları duvarda birleştirdi. Asıl amaç ortada yer açıp, öğrencilerin birlikte bir şeyler yapabilecek ortamları olmasını sağlamaktı. Bu yüzden kolay taşınabilir mobilyalar araştırmaya başladılar. Kütüphane alışverişi yapmakta olan yardımcı ve danışmanlarından tek parça halinde olan her şeyden sakınmalarını istedi. Alınan her şeyin taşınabilir olması en önemli noktaydı. İlginçtir ki, Sturtevant’ın en çok önem verdiği şey teknoloji değil, mobilya çeşitleriydi. Ortak çalışma alanı hiçbir teknoloji aygıtında, mobilyaların sunduğu ortamdan daha verimli olamazdı onun gözünde. Sturtvant ayrıca öğrencilerin rahat hareket etmesi, yer değiştirmesi, kolay gruplaşması eğitimin en önemli unsurlarından biridir diye düşüncelerini ifade etti. Uygun mobilyalarla kütüphaneyi bir Öğrenme Merkezi haline getiren Sturtevant, bu merkezin danışmanı olarak atadığı Kitchen’ dan öğretmenlerle düzenli olarak buluşmasını isteyip geri bildirim almasını sağladı. Bu Öğrenme Merkezinde öğrenciler hazırlamak istedikleri projeler için değişik fikirler edinmeye başladılar. Her zaman yaptıkları klişe projeler yerine bir araya gelerek ortak çalışma alanlarında daha orijinal fikirlerle daha verimli ve başarılı projelere imza atmaya başladılar. Öğretmenlerine “bu projeyi daha değişik nasıl hazırlayabilirim” diye soran öğrenciler, ellerinde bir formla kütüphaneye yani bu Öğrenme Merkezi’ne yönlendirildi ve orada çalışmaları sağlandı. Öğrenciler formlara kütüphanede hangi proje üzerinde çalışacaklarını açıkladılar. Her bir formun barkodu ve her öğrencinin ayrı bir numarası olduğu için giriş çıkışlarda da, kütüphanede kontrolün sağlanmasında da sorun yaşanmadı. Ayrıca öğretmenlerin de bu formlara kendi bilgisayarlarından erişmeleri sağlandı. Böylelikle hangi öğrenci saat kaçta kütüphaneye girmiş ve ne üzerinde çalışmış hepsinden haberleri vardı.

http://www.dispatch.com/content/graphics/2015/10/06/trickedout-art-ggr13p0ab-1trickedout-5-jpg.jpg
http://www.dispatch.com/content/graphics/2015/10/06/trickedout-art-ggr13p0ab-1trickedout-5-jpg.jpg

Bu kütüphanenin en büyük avantajı aslında şu oldu. Şöyle ya da böyle öğretmen olarak zaman zaman X veya Y sebeplerle öğrenci dersten çıkarmak istemişizdir. İlgisi dağılan bir öğrenci ya sıkıldığı için, ya da öğrendiği şeyden keyif ya da verim alamadığı için sıkılmıştır. Bunun gibi bir kütüphane ya da diğer bir değişle Öğrenme Merkezi, onlara kişileştirilmiş öğrenmenin kapısını açar ve dersten çıkmak istediklerinde onları en az kendi sınıfımız kadar güvende olmalarını sağlayacağımız, verimli ve eğlenceli bir ortam sunar.

Peki ya kitaplar?

Öğrenciler kitapları alıp okumaya devam ettiler mi? Tabii ki de. Big Walnut kesinlikle kitap sayısını azaltmadı bu çalışma ortamını öğrencisine sunarken.  Aksine Walnut artık yerel bir kütüphane ile işbirliği içinde çalışmaya başladığı için, öğrenciler eskisinden daha çok kitaba ulaşabilme imkanı buldu. Bugün eğer kütüphanenizi bir Öğrenme Merkezi’ne çevirmek isterseniz, Walnut bunu nasıl yapabileceğinizle ilgili size fikirleriyle her türlü yardım etmeye hazır. Takip etmek için twitter @ekitchen87 veya direk ulaşmak için Big Walnut Middle School web sitesi işe yarayabilir.

Kaynak

Tuğba Özkan

Beğendiyseniz Lütfen Paylaşın: